
ZORU HEMEN BASARIRIZ İMKANSIZ BIRAZ ZAMAN ALIR
3 Ağustos 1967’de Ankara’ da ailemin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. Bir çok çocuk icin zor olan şeyler benim için imkansızdı. Ama daha o yaşlarda karar verdim hiç bir şeyin imkansız olmayacağına… Beni hayata bağlayan ayaklarım değil, umutlarım olacakdı.
Ailem beni hayata alıştırmaya, kendileri de engelli bir çocuk büyütmeye çalışırken 26 Ocak 1969 yılında kardeşim Levent doğdu. Annem ve babamın akraba evliliği yapması nedeniyle Levent de benim gibi özürlü olarak dünyaya geldi. Levent ile hep sımsıkı sarıldık birbirimize, bizi bizden daha iyi kim anlayabilirdi ki…
Her zaman çok meraklı biri oldum. Her şeyi araştırmalı, öğrenmeliydim. Dünya kocamandı ve ben dünyayı tanımalıydım. Özrüm buna engel olmamalıydı. Ve karar verdim okula gitmeli ve okuma -yazma öğrenmeliydim. Ilk önceleri evimizin yakınındaki bir okula gittim. Ama o zamanlar bu hiç kolay olmadı. Şimdiki gibi ne tekerlekli sandalye vardı ne de beni okula götürüp getirecek bir araç. Annem iki özürlü çocuğa bakmak ve bizden büyük olan ablam ve abimle(onlar sağlam yürüyorlar, şimdi evliler ve ikişer çocukları var.) de ilgilenmek, tabi ki babam da evi geçindirmek zorundaydı. Daha sonra eve bir öğretmenin gelmesine karar verdik. Bu sayede okuma- yazma ve hatta matematik bile öğrendim. Ufkum genişlemeye başlamıştı . Dünyada neler olup bittiğinden haberdar oluyordum artık. En azından babamın işleriyle ilgili muhasebe hesaplarını anlayabiliyordum. Bu o zamanlar benim ve ailem için imkansızı başarabileceğimin bir kanıtı oldu. Kendimi eve hapsetmedim hiç bir zaman . Yakınlarımın yardımı ile dışarıya çıktım hayatla bağımı koparmadım.
1983 senesinde teknoloji ile ilgilenmeye başladım. Amcam sayesinde Bilgisayar ile tanıştım. O zamanlar bilgisayar teknolojisi Türkiye için daha çok yeniydi. Amcam Ingiltere’den SINCLA marka ilk bilgisayarımı getirdi. Bilgisayarın nasıl çalıştığını, neler yapılabileceğini kendi çabamla öğrendim. İki yıl sonra da beni hayrete düşüren COMMODERE marka bilgisayarımı aldım. O kadar çok şey yapabiliyordum ki artık bu bilgisayar sayesinde… Yıllar geçtikçe bilgisayar teknolojisi inanılmaz bir hızla gelişmeye başladı. Ve üç yıl sonra ilk kişisel bilgisayarımı aldım. PC inanılmazdı. Artık her şeyi daha hızlı daha zevkli yapabiliyordum. Ama bilgilerim PC’yi anlamama yetmedi. Yine bir öğretmen sayesinde kısa bir sürede BASIC ve Dbase programlarını öğrendim. Daha sonra da PASCAL6 bilgisayar dilini kendi çabamla geliştirdim. Bilgisayar hayatıma girdikten sonra daha çok sosyalleşmeye başladım. Yaptığım bilgisayar programları bir çok dergide yayımlandı. Zaman içinde de Photoshop, Microsoft Front Page ve daha bir çok programı öğrendim. Hala da büyük bir gayretle tüm yenilikleri yakından takip etmeye çalışıyorum.
Bilgisayar ‘dan sonra 1994 yılında ‘ayaklarım’ dediğim akülü tekerlekli sandalyeme kavuştum. Bundan sonra kimse beni taşımak zorunda kalmayacaktı, evin içinde özgürce dolaşmaya başladım. Daha sonra evimizin bahçesinde, Ankara sokaklarında, Marmaris’de…
Tabi hayat acı ve tatlı sürprizlerle dolu. Tetris oynamayı , sabır küpü yapmayı ve önemli günlerin tarihlerini ezberlemeyi çok seven, günde bir demlik çay içen kardeşim Levent 2006 eylül ayında yaşamını yitirdi. Önceleri çok zor geldi yokluğu. 40 yıl aynı evde hiç ayrılmadan aynı dertleri aynı kaderi paylaştık biz…. Zaman her şeye ilaç oluyormuş gerçekten. Önemli olan yaşamayı sevmek ve bağını koparmamak.
Bu internet sitesi sayesinde benim gibi bir çok engelli arkadaşa hayattan kopmamalarını , hayata sımsıkı sarılmalarını bedenlerindeki engeli zihinlerine vurmamalarını göstermek istedim. Bu dünyaya geldiysek muhakkak bir amacımız vardır. Örneğin benim sayemde çevremdeki bir çok insan bilgisayar kullanmayı öğrendi. Levent sayesinde de hiç bir özel gün unutulmadı…
AL
Baz
ı hikayeler vardır, insan kendi ile bütünleştirir, amaç edinir. Aşağıda deniz yıldızı ile ilgili hikayede benim amacımı anlatıyor. Birbirine yardım etmek el ele sevgiyle bağlanmak ve hayata tutunmak, inat edercesine hayatı sevmek….
KEND
İ YILDIZINI BULMAKBir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus
sahiline giden aydın bir adam
varmış.Çalışmaya
başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja
doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan bir insan silueti görmüş.
Başlayan güne karşı dans eden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona
yetişebilme ki için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun genç bir adam
olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey
alıyor v
e
yumuşak bir hareketle fırlatıyormuş okyanusa doğru. Biraz daha yaklaşınca
seslenmiş:
- Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?
Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş:
- Okyanusa deniz yıldızı atıyorum.
- Sanırım şöyle sormalıydım. Demiş bilge adam. Neden okyanusa deniz yıldızı atıyorsun?
- Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.
- Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı deniz yıldızı ile dolu. Hiç bir şey fark etmez.
Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış.
- Bunun için fark etti.
Bu öyküdeki deniz y
ıldızları gibi dünyada da binlerce engelli var. Biz diğer insanlardan farklı değiliz. Bir tek özgüvenimizi sağlamalı ve birbirimize yardım etmeliyiz. Bu site sayesinde bende benim gibi engelli bir arkadaşıma yardım edebilirsem ‘Onun için fark etti’ diyebileceğim.A kıllı olmak hiçbir zaman
L ider olmak demek değildir,
İ nsan olmak ise, hepsinden önemli bir ERDEMDİR...
BENİMLE ARKADAŞ OLMAK İSTEYEN OLURSA TELEFON NUMARAM
0542 345 67 22